İş yaşamında önemli yerlere gelmiş bir grup eski mezun arkadaş grubu üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmiş.
Çeşitli konular konuşulduktan sonra sohbet işin yarattığı strese ve hayatın zorluklarına gelmiş.
Yaşlı üniversite hocası ziyaretçilerine kahve ikram etmek üzere mutfağa gitmiş ve değişik boy renk ve kalitede bir çok fincanın bulunduğu bir tepsiyle geri dönmüş.
Kimi porselen kimi plastik olan fincanları ve kahve termosunu masaya koyup kahvelerini oradan almalarını söylemiş.
Tüm eski öğrenciler kahvelerini alıp koltuklarına döndüğünde hocaları onlara şunu söylemiş:
-"Farkına vardınız mı bilmem masada yalnızca ucuz ve basit görünümlü fincanlar kaldı. Elbette ki kendiniz için en güzelini istemek ve onu almak çok normal ama işte bu demin bahsettiginiz problemlerinizin ve stresin nedeni. Hepinizin istediği fincan değil bilinçli olarak herbiriniz birbirinizin aldığı fincanları gözleyerek daha iyi olan fincanları almaya uğraştınız. Yaşam kahveyse para ve mevki fincandır. Bunlar yalnızca Yaşam' ı tutmaya yarayan araçlardır ama Yaşam' ın kalitesi bunlara göre değişmez. Bazen yalnızca fincana odaklanarak içindeki kahvenin zevkini çıkarmayı unutabiliyoruz."
31.12.09
2.12.09
Halil İbrahim Bereketi
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış.
Büyüğü Halil.
Küçüğü ise İbrahim...
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekârmış...
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.
Bununla geçinip giderlermiş...
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
İkiye ayırmışlar.
İş kalmış taşımaya.
Halil, bir teklif yapmış :
İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
Peki, abi demiş İbrahim...
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... .
O gidince, düşünmüş İbrahim:
Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve
Kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıkagelmiş.
Haydi İbrahim. De miş, önce sen doldur da taşı ambara.
Peki abi.
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.
O gidince, Halil düşünür bu defa:
Der ki:
Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.
Ama kardeşim bekâr.
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
Böyle düşünerek,
Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle sürüp gider.
Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur.
Karanlık basar.
Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile.
Hak teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki...
Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler.
Şaşarlar bu işe...
Aksine çoğalır buğdayları.
Dolar taşar ambarları.
Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı: halil ibrahim bereketidir.
Büyüğü Halil.
Küçüğü ise İbrahim...
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekârmış...
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.
Bununla geçinip giderlermiş...
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
İkiye ayırmışlar.
İş kalmış taşımaya.
Halil, bir teklif yapmış :
İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
Peki, abi demiş İbrahim...
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... .
O gidince, düşünmüş İbrahim:
Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve
Kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıkagelmiş.
Haydi İbrahim. De miş, önce sen doldur da taşı ambara.
Peki abi.
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.
O gidince, Halil düşünür bu defa:
Der ki:
Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.
Ama kardeşim bekâr.
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
Böyle düşünerek,
Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle sürüp gider.
Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur.
Karanlık basar.
Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile.
Hak teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki...
Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler.
Şaşarlar bu işe...
Aksine çoğalır buğdayları.
Dolar taşar ambarları.
Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı: halil ibrahim bereketidir.
1.11.09
120

Muhakkak izlenmesi gereken bir film. Atalarımızın fedakarlığını biz birşeyleri hazır bulan nesil çok çabuk unutuyoruz. Yaşları 12 ile 16 arası olan (bize göre daha oyun çağında) 120 çocuk ve vatan için yaptıkları... Şuursuz yetiştirdiğimiz çocuklarımız ve sınav maratonu ile 6. sınıftan liseye kadar kendi sınavından başka birşey düşünemez hale getirdiğimiz çocuklarımız...
Onların suçu yok, Biz nasıl yetiştiriyoruz ona bakalım. İşten güçten, eve gelincede televizyondan okumaya, çocuğu ile ilgilenmeye vakit bulamayan baba, işten gelince yemekti, temizlikti, sonra da televizyona dalan çocuğu sadece büyütmek olarak görmek zorunda kalan anne, sadece öğretim yapıp eğitim yapamayan öğretmen, magazinden, yarışmadan kopamayan medya...
1914 yılı Haziran ayı...
O günler, ülkemizin büyük toprak kayıpları ve milyonlarca insanımızın da büyük perişanlıklar yaşamasına neden olan Balkan Harbi’nden henüz kurtulduğumuz günlerdir, yaralarımızı sarıp ülkemizi feraha çıkartmaya çalıştığımız barış günleridir.
İşte o günlerde henüz hayatının baharındaki Münire (Özge Özberk), lise müdürü olan babası Cemal öğretmen (Emin Olcay), kendisinden sadece birkaç yaş küçük olan iki erkek kardeşi Mehmet ve Mustafa’dan oluşan ailesiyle Van’da mesut ve mütevazı bir hayat yaşamaktadır ve nişanlısı Süleyman Teğmen (Cansel Elçin) ile çok yakında evlenecektir.
Fakat bu mutlu günler çok sürmez, Ağustos 1914’te Avrupa’da 1’nci Dünya Harbi’nin başlamasıyla birlikte ülkemizde de seferberlik ilan edilir. Varını yoğunu ordusu emrine veren halk, çocuklarını da askere gönderir, Süleyman Teğmen de cepheye gider.
Kasım 1914’te Rusların taaruzu ile harp ülkemize de sıçrar, Sarıkamış Harbi’nin başlamasıyla birlikte çatışmalar daha da yoğunlaşır. Sınır bölgesinde harp etmekte olan ve Süleyman Teğmen’in de yer aldığı Jandarma Tümeni’nden o günlerde Van’a gelen acil bir telgraf, süratle cephane yetiştirilmediği takdirde harbin ve Van şehrinin tehlikeye gireceğini bildirmektedir.
Ancak o günlerde Van karlar altındadır, hele şehrin dışında kar yüksekliği iki metreyi bulmakta, hayvanlar karlı dağları yürüyememekte, kağnı vs arabalar ise hiç işlememektedir. Yapılacak tek şey, cephaneyi 100 kadar yayanın sırtında nakletmektir. Ancak, şehirde resmî görevliler dışında, ihtiyarlarla kadınlardan başka çokaz sayıda “eli tüfek tutan erkek” kalmıştır; onlar da “TAŞNAK ÇETELERİ”ne karşı şehri ve ailelerini korumak için şehirde kalmak zorundadırlar... Akla gelen her çareye başvurulur, neticede, eğer kabul ederlerse bu yükü öğrenci çocuklarla göndermekten başka yapacak bir şey olmadığına karar verilir.
Ancak o günlerde Van karlar altındadır, hele şehrin dışında kar yüksekliği iki metreyi bulmakta, hayvanlar karlı dağları yürüyememekte, kağnı vs arabalar ise hiç işlememektedir. Yapılacak tek şey, cephaneyi 100 kadar yayanın sırtında nakletmektir. Ancak, şehirde resmî görevliler dışında, ihtiyarlarla kadınlardan başka çokaz sayıda “eli tüfek tutan erkek” kalmıştır; onlar da “TAŞNAK ÇETELERİ”ne karşı şehri ve ailelerini korumak için şehirde kalmak zorundadırlar... Akla gelen her çareye başvurulur, neticede, eğer kabul ederlerse bu yükü öğrenci çocuklarla göndermekten başka yapacak bir şey olmadığına karar verilir.
120 Tane kahraman çocuk yola koyulur. Fakat geriye 40 tane çocuk gelir. Bu kahramanlık destanı karlarla birlikte eriyip gider. Dönenlerinse sadece 22si hayatını sürdürebilir.
24.9.09
Peynirli Künefe

künefe deyince elbette Antakya akla gelir tarifide Antakyalılar'dan almak gerekir :D
Bende bir Anteke'li (Antakya şivesi ) olarak tarif verebilirim demektir.
not: miktar olarak şuanda yazamıyorum ama anneme sorup daha sonra güncelleyeceğim söz.
Malzemeler:
Tel kadayıf
Künefe Peyniri
Tereyağı
Şeker
Su
Güzel olanı tel kadayıf ve peynirin hataydan gelmesidir ama bulanmadığı durumlarda marketlerde satılan tel kadayıf ve dil peyniri ilede yapılabilir.
Bende bir Anteke'li (Antakya şivesi ) olarak tarif verebilirim demektir.
not: miktar olarak şuanda yazamıyorum ama anneme sorup daha sonra güncelleyeceğim söz.
Malzemeler:
Tel kadayıf
Künefe Peyniri
Tereyağı
Şeker
Su
Güzel olanı tel kadayıf ve peynirin hataydan gelmesidir ama bulanmadığı durumlarda marketlerde satılan tel kadayıf ve dil peyniri ilede yapılabilir.
Yapılışı:
Antakya'da neredeyse her evde bakırdan yapılma künefe tepsisi vardır. Anlıcağınız herşeyi özeldir bu tatlının. Ama dert etmeyin dışarıda yaşan biz gibi garibanlar künefeyi teflon tavada yapıyoruz, oda iş görüyor. Hatta daha kolay olduğu için teyzem anneme İstanbul'dan Karadenizliler'in hamsi tavasından aldı. Annemde onda yapıyor.
evet devam edelim, kadayıfa eritilen tereyağı yedirilir ve kadayıf küçük küçük kırılır (tahtada ince ince kıyıladabilir). tava/tepsi terayağı ile yağlanır. malzeme 2 ye bölünür. yarısı tepsiye/tavaya basılır. üzerine peynir ufalanır ve hertafa eşit olacak şekilde yerleştirilir. kadayıfın 2. yarısı peynirin üzerine eşit şekilde serpilerek basılır. orta ateşte tava/tepsi çevrile çevrile künefenin bir yüzü pişirilir. dikkatli bir şekilde bir tepsi yardımı ile künefe ters yüz edilerek diğer yüzü alta getirilir.
(buna Antakya'da künefeyi atmak denir. bir tepsi yarımıyla çevrilmez künefe. bu işin ustaları tepsiyi şöyle bir sallayıp hop diye attımı künefe çevrilmiş olur. tabi bazen kazara künefe 2 yede katlabailir :D, genelde bir misafir geldiğinde babacığımın talihsizliğidir katlanıverir künefe. sonra anneciğim kevgirlerle düzeltir ama sinir küpü olmuştur.)
nerde kalmıştık, evet 2. taratfa pişirilir. bir taraftan su ve şeker karışımı şerbet hazırlanır. şerbetin kıvamı kaşıkla kontrol edilir, eğer kaşıktaki son damla hemen damlamıyor uzuyorsa (Antakya'da buna sünüyorsa denir) olmuş demektir. Ya şerbet ılık yada künefe ılık olacak şekilde ayarlanır. ikiside sıcak değil dikkat. son hamle şerbet ile künefe buluşturulur. ve sıcak sıcak servis edilir.
dilimleri ayırmaya çalışırken harika künefe peynirimizin marifeti ortaya çıkar, peynirler süner.

afiyet olsun....
not: dikkatinizi çekerim Antakya künefesi fırında pişirilmez, fırında verilen tarifler Antakya'ya has değildir
Şenay hocam künefe yapımının her aşamasını çok güzel resimlemiş sağolsun, görünce bende kaynak olarak göstersem çok iyi olacak diye düşündüm :
12.9.09
Günün İftar Menüsü
Bugünkü misafirlerim yeni evli 2 arkadaşım ve eşleri idi. Çok keyifli bir akşam geçirdik. Eşlerinde iyi bir iletişim kurmaları bizi sevindirdi. ailecek görüşmek dilekleri ile misafirlerimizi uğurladık.
Akrabalardan uzak, yoğun iş hayatı içinde insan samimi dostluklar kurabileceği, teklifsiz gidip gelebileceği, ailecek görüşebileceği ilişkilere ne kadar çok ihtiyacı duyuyor. Richard Bach, Hiç Hir Şey Rastlantı Değil adlı kitabında şöyle diyordu: "Dost denilen şeye şükürler olsun." Kesinlikle katılıyorum.
işte bu günün menüsü:
Mantılı Çorba- Yeteri kadar su, içine haşlanmış buğday (Yarma) varsa haşlanmış nohut koyarak kaynatıyoruz. Buğday yoksa pirinçte olur. Kaynayan suya kıvamı yetecek kadar tuzlu yoğurt koyuyoruz. Bir iki taşım kaynadıktan sonra içine mantıları atıyoruz. Mantılar suyun yüzüne çıkana kadar pişiriyoruz. Üzerine yağ yakıyoruz ve nane koyarak süslüyoruz.
tuzlu yoğurt bizim için vazgeçilmezdir. Taze yoğurtla yapılan bütün çorbalarda kullanırız, ayrıca boranye (borani- ıspanaklı yada kabaklısı olur) de ve kahvaltıda (zeytinyağlı, baharatlı olabildiği gibi, yağ ve biber salçası ile kavurarakda harika olur) kullanırız.
Fırın Poşetinde Tavuk- Tavuk butları ve patates terbiyelenir. Terbiye için 1 kaşık taze yoğurt (taze yoğurt deme ihtiyacı hissettim çünkü bizde yoğurt deyince tuzlu yoğurtta akla gelir :D), zeytinyağı, soğan (yarım ay şeklinde kalın kalın), sarımsak ve baharatlar (kekik-zahter-, nane, kimyon, karabiber, toz biber) karışıtırılır. tavuklar ve patates bu bu terbiye içinde en az 1 saat buzdolabında bekletilir. Daha sonra fırın poşetine az unlanarak içine malzeme yerleştirilir, poşetin üzerinde birkaç delik açılır ve 200 derecede pişirilir.
Pilav
Taze Fasulye
Marul Salatası
Şeftali Kompostosu
Sodalı Börek- Oktayustam.com-Sodalı Börek, ellerine sağlık Oktay ustam, harika oldu, su böreği tadında çok güzel bir börek, gayette basit.
İncirli Tatlı- tarif Vildan hocamdan, oda internetten almış ama tam kaynağı bilmiyorum. Benzer bir tarif oktayustam.com'da var.
Malzemeler:
Kek:
6 adet kuru incir, suda ıslatılmış, ufak doğranmış
1 su bardağı ceviz içi
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı un
3 yumurta
1 paket (1tatlı kaşığı) kabartma tozu
Şerbeti:
1,5 su bardağı su
1 yemek kaşığı nescafe
yarım su bardağı toz şeker
Muhallebi:
2 yemek kaşığı nişasta
2 yemek kaşığı un
1lt süt
5 yemek kaşığı toz şeker
inmeye yakın 50gr tereyağı
piştikten sonra 1 poşet toz krem şanti
Hazırlanması:
1-Kek için yumurta ve şekeri çırpın, cevizi, unu, kabartma tozunu ekleyip karıştırın. En son inciri ekleyip dikdörtgen borcama dökün (küçük bir borcam değil orta büyüklükte olsun, ben biraz küçüğe koymuşum, kalın oldu ve içinin pişmesi zor oldu) ve 160C de pişirin (incirden dolayı düşük ısıda pişmesi gerekiyor).
2-Pişerken krem şanti haricindeki malzemelerle muhallebiyi yapın. Piştikten 5 dakika sonra 1 poşet toz krem şantiyi ekleyip mikserle çırpın.
3-Kek piştikten sonra 3-4 dak. havalandırın. Şerbet malzemelerini karıştırıp (pişirmeden) kekin üzerine dökün. 5 dakika sonra muhallebiyi üzerine yayın, buzdolabında 2-3 saat bekletin.
NOT: ben krem şanti koymuyorum. :) (Vildan koymuyormuş bende koymadım bugün vakit yoktu :D, ama konsa güzel olur)
Akrabalardan uzak, yoğun iş hayatı içinde insan samimi dostluklar kurabileceği, teklifsiz gidip gelebileceği, ailecek görüşebileceği ilişkilere ne kadar çok ihtiyacı duyuyor. Richard Bach, Hiç Hir Şey Rastlantı Değil adlı kitabında şöyle diyordu: "Dost denilen şeye şükürler olsun." Kesinlikle katılıyorum.
işte bu günün menüsü:
Mantılı Çorba- Yeteri kadar su, içine haşlanmış buğday (Yarma) varsa haşlanmış nohut koyarak kaynatıyoruz. Buğday yoksa pirinçte olur. Kaynayan suya kıvamı yetecek kadar tuzlu yoğurt koyuyoruz. Bir iki taşım kaynadıktan sonra içine mantıları atıyoruz. Mantılar suyun yüzüne çıkana kadar pişiriyoruz. Üzerine yağ yakıyoruz ve nane koyarak süslüyoruz.
tuzlu yoğurt bizim için vazgeçilmezdir. Taze yoğurtla yapılan bütün çorbalarda kullanırız, ayrıca boranye (borani- ıspanaklı yada kabaklısı olur) de ve kahvaltıda (zeytinyağlı, baharatlı olabildiği gibi, yağ ve biber salçası ile kavurarakda harika olur) kullanırız.
Fırın Poşetinde Tavuk- Tavuk butları ve patates terbiyelenir. Terbiye için 1 kaşık taze yoğurt (taze yoğurt deme ihtiyacı hissettim çünkü bizde yoğurt deyince tuzlu yoğurtta akla gelir :D), zeytinyağı, soğan (yarım ay şeklinde kalın kalın), sarımsak ve baharatlar (kekik-zahter-, nane, kimyon, karabiber, toz biber) karışıtırılır. tavuklar ve patates bu bu terbiye içinde en az 1 saat buzdolabında bekletilir. Daha sonra fırın poşetine az unlanarak içine malzeme yerleştirilir, poşetin üzerinde birkaç delik açılır ve 200 derecede pişirilir.
Pilav
Taze Fasulye
Marul Salatası
Şeftali Kompostosu
Sodalı Börek- Oktayustam.com-Sodalı Börek, ellerine sağlık Oktay ustam, harika oldu, su böreği tadında çok güzel bir börek, gayette basit.
İncirli Tatlı- tarif Vildan hocamdan, oda internetten almış ama tam kaynağı bilmiyorum. Benzer bir tarif oktayustam.com'da var.
Malzemeler:
Kek:
6 adet kuru incir, suda ıslatılmış, ufak doğranmış
1 su bardağı ceviz içi
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı un
3 yumurta
1 paket (1tatlı kaşığı) kabartma tozu
Şerbeti:
1,5 su bardağı su
1 yemek kaşığı nescafe
yarım su bardağı toz şeker
Muhallebi:
2 yemek kaşığı nişasta
2 yemek kaşığı un
1lt süt
5 yemek kaşığı toz şeker
inmeye yakın 50gr tereyağı
piştikten sonra 1 poşet toz krem şanti
Hazırlanması:
1-Kek için yumurta ve şekeri çırpın, cevizi, unu, kabartma tozunu ekleyip karıştırın. En son inciri ekleyip dikdörtgen borcama dökün (küçük bir borcam değil orta büyüklükte olsun, ben biraz küçüğe koymuşum, kalın oldu ve içinin pişmesi zor oldu) ve 160C de pişirin (incirden dolayı düşük ısıda pişmesi gerekiyor).
2-Pişerken krem şanti haricindeki malzemelerle muhallebiyi yapın. Piştikten 5 dakika sonra 1 poşet toz krem şantiyi ekleyip mikserle çırpın.
3-Kek piştikten sonra 3-4 dak. havalandırın. Şerbet malzemelerini karıştırıp (pişirmeden) kekin üzerine dökün. 5 dakika sonra muhallebiyi üzerine yayın, buzdolabında 2-3 saat bekletin.
NOT: ben krem şanti koymuyorum. :) (Vildan koymuyormuş bende koymadım bugün vakit yoktu :D, ama konsa güzel olur)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)